Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Muğla
Parçalı Bulutlu
34°C
Muğla
34°C
Parçalı Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
34°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
33°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
33°C
Cuma Az Bulutlu
34°C

Bodrum’da her şey yolunda: Sadece su arada yoldan çıkıyor!

A+
A-

Bodrum’da her şey yolunda: Sadece su arada yoldan çıkıyor!

Evet, başlığı yanlış okumadınız. Bodrum’da her şey tam da kurgulandığı gibi tıkır tıkır işliyor. Ha, bazı fanilerin beklentileri bu muazzam tablonun gerisinde kalmış olabilir; ama canım, o kadarlık kusur kadı kızında da olur.

Kısacası, herkes mutlu…

O “herkes” parantezinin içinde halkın yer alıp almadığı ise şimdilik protokolün kapsama alanı dışında. Ama olsun, Bodrum’da “Sarı Yaz” mevsimi başladı ya, siz ona bakın!

Hava sıcak.
Deniz yer yer güzel.
Ev kiraları astronomik olmaya devam ediyor, neyse ki uzay turizmi de revaçta.
Trafik felaket.
Su ise tıpkı medeniyet gibi: Ara sıra, uğrayabilirse geliyor.

Fakat müsterih olun; turizm vizyonumuz sapasağlam yerinde duruyor!

Geçtiğimiz günlerde Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci, Fener Rum Patriği Bartholomeos’u makamında ağırladı. Konu: Aya Nikola Müzesi projesi.

Belediye Başkanı hemen hünerini konuşturup maketi açtı. Sayın Patriğin hem meraklı hem de “bir mimar edasıyla denetleyici” bakışları altında sunumunu yaptı. Proje anlatıldı, detaylar incelendi, kadrajlara gülümsendi. Muhtemelen arka planda bir yerlerde “Bodrum’a çok yakışacak” cümlesi de yankılandı. Çünkü bilirsiniz; Türkiye’de bir projenin fizibilite raporunun en güçlü, hatta tek bilimsel ayağı “Çok yakışacak!” hükmüdür.

Biz de vatandaş olarak son derece sakin karşıladık. Ne de olsa kural açık: Maket varsa umut vardır, maket varsa vizyon vardır!

Yalnız, hazır Turizm ve Kültür Bakanlığı ile Bodrum Belediyesi bu maket sanatında el sıkışmışken, acaba diyorum… Bu maketi protokolden önce bir de Bodrum halkına mı gösterseydiniz?

Şimdi kimse meseleyi saptırmasın. Kültürel mirasın korunmasına aklı başında kimse itiraz etmez. Farklı inançların ve medeniyetlerin izlerini yaşatmak medeni dünyanın şanındandır. Bodrum’a değer katan, turist kafa karışıklığından kurtarıp ona bir şeyler öğreten her müzeye şahsen ben de “Buyurun, başımızın üstünde yeriniz var” derim.

Ama yazar refleksi denilen o huzursuz damar da tam bu noktada atmaya başlıyor.

Benim naçizane zihnimde şöyle düz bir sıralama çalışıyor:

Maket → Güzel.
Proje → Şöyle bir bakalım.
Hukuki statü → Mutlaka bakalım.
Bütçe → Özellikle bakalım.
İmar planı → Mercekle bakalım.

Bir de proje, tam 57 yıl önce haritadan ve yeryüzünden silinmiş bir yapının “restorasyon” adı altında sıfırdan yapılmasını kapsıyorsa… İşte oraya bir daha bakalım!

Çünkü ortada fiziki bir bina yokken “restorasyon” kelimesi insanda hafif bir simya heyecanı yaratıyor. Şahsen ben evde olmayan bir sandalyeyi tamir edemiyorum; çünkü sandalye yok! Ama Bodrum şehircilik literatüründe 57 yıl önce yok olmuş bir yapı bir sabah ansızın maket kutusundan çıkabiliyor. Demek ki mimarlıkta bizim henüz erişemediğimiz ileri seviye kuantum teknikleri kullanılıyor.

Tam bu aşamada Kültür Bakanlığı ile belediyenin karşısına Cihat Yaycı Paşa’nın soruları dikiliyor.

Paşa haklı olarak soruyor: “Tamam da arkadaşlar, Ege’nin karşı kıyısında durum ne?”

Biz Ege’nin bu tarafında kültürel mirasa gösterilecek hassasiyet üzerine pembe bulutlar örerken; Ege’nin öte tarafındaki Osmanlı eserlerinin durumu ne alemde? Hani diplomatik sözlüklerde bir zamanlar çok havalı duran, şimdilerde ise müzede sergilenen “Mütekabiliyet” (karşılıklılık) diye bir kavram vardı. Unutuldu mu, yoksa raftan mı kaldırıldı?

Cihat Paşa ısrarla bu esası hatırlatınca insan sormadan edemiyor: Biz burada onların tarihini ihya ederken, onlar bizim tarihimizi ne kadar koruyor? Yoksa uluslararası ilişkilerde “Senin tarihin benim sorumluluğum, benim tarihim senin problemin” şeklinde yeni bir diplomasi modeli mi geliştirildi? Öyleyse bunu Paşa’ya da anlatın da bakalım maketsiz yeterince anlaşabiliyor musunuz?

Sonra dönüp dolaşıp yine Bodrum’un o şanına yakışır gerçeklerine geliyoruz.

Bodrum’un çok kültürlü mirasını konuşuyoruz. Harika.
Ama Bodrum’un bir de son derece “çok kültürlü” bir su sorunu var! Sayın Kültür Bakanımıza ve Sayın Belediye Başkanımıza musluğun başından sesleniyoruz:

Musluk açılıyor ve tüm dünya dillerinde aynı senfoni çalıyor:

Türkçe: “Su yok.”
İngilizce: “No water.”
Almanca: “Kein Wasser.”
Rusça: “Воды нет.”
Fransızca: “Pas d’eau.”

Bodrumlu ise tüm bu dilleri birleştirip tek bir evrensel çığlık atıyor:

“Yeter artık!”

Şimdi bu kadar küresel vizyonun, bu kadar maket zenginliğinin arasında insan sormadan edemiyor: Acaba o geniş vizyon haritanızın bir köşesinde “Bodrum’a su getirme vizyonu” da yer alıyor mu? Yoksa Bodrum’a kültürel vaatlerimiz de “aç-kapa, canın ne zaman isterse” ayarına mı bağlandı?

Bakınız: Bodrum Amfi Tiyatro… Sponsorlu konser için kapılarını aç, sonra hemen bakıma al!

Bakınız: Aya Nikola Kilisesi… 57 yıl varlığını unut, bir sabah aniden hatırlayıp olmayanı var etme vizyonuyla maket aç!

Orada kültürel miras mı ihya ediliyor, yoksa toplum hafızasının dayanıklılık katsayısı mı ölçülüyor, belli değil.

Cihat Yaycı Paşa’nın bir sorusu daha var ki pas geçmek olmaz: Bodrum’un tarihini dünyaya anlatacaksak, neden hep belirli tarihsel katmanların hizasına giriyoruz?

Turgut Reis?
Türk denizcilik tarihi?
Mavi Vatan?
Bodrum’un Türk tarihindeki o muazzam yeri?

Bunların hepsi birer dünya çapında müze konusu değil mi? Öyle bir müze yapalım ki turist içeri girdiğinde “Vay be!” desin; çıkışta da “Ben Bodrum’a sadece beach club’larda damdama yapmaya gelmişim, meğer ne büyük ayıp etmişim” diye özeleştiri versin.

Paşa haklı değil mi? Alın size nur topu gibi kültür turizm vizyonu! Üstelik maket masrafı da yok, tarih zaten kapı gibi yerinde duruyor.

Gelelim işin hukuki ve bürokratik bilmecesine…

Bu projenin yükseleceği alanın mülkiyeti tam olarak kime ait?
İmar planındaki mevcut statüsü nedir?
Kıyı mevzuatı açısından bu işin oluru var mıdır?
Ve en önemlisi: Yapının kullanım amacı tam olarak ne olacaktır?

Müze mi? İbadethane mi? Kültür merkezi mi? Turist ağırlama noktası mı? Yoksa hepsi bir arada bir “karma konsept” mi?

Çünkü Türkiye’de bir yapının adı tabelada ne yazarsa yazsın, yarın neye dönüşeceği tamamen bir sürpriz yumurta konusudur. “Geçici” diye başlayan işlerimizin mürvetini görüp torun sevdiğimiz çok olmuştur. O yüzden baştan net olalım:

Müze müzedir.
İbadethane ibadethanedir.
Kültür merkezi kültür merkezidir.

Bunları birbirine çorba etmeyelim; zira Bodrum’un altyapısı zaten yeterince karışık.

Patrik Bartholomeos’un ziyaretine gelince… Bir belediye başkanının dini bir lideri ağırlaması nezaket sınırları içinde gayet doğaldır. Ancak Patrikhane’nin statüsü, “Ekümenik” sıfatı ve bunun Türkiye’deki hukuki-siyasi karşılığı öyle “maket açıp çay içme” hafifliğinde geçiştirilecek konular değildir. Kimse belediye başkanından ya da Kültür Bakanı’ndan Lozan Antlaşması’nı yeniden müzakere etmesini beklemiyor elbette. Ama işin içine diplomasi sosu bocalarsanız, yakında her iki kuruma da “Dışişleri Bakanlığı Ek Hizmet Binası” tabelası asmak zorunda kalırız.

Mesele bu kadar nettir: Bakanlık ve belediye bir projeye imza atıyorsa; sınırlarını, bütçesini ve hukuki zeminini kamuoyunun önüne şeffafça koysun.

Kim, neyi, hangi yetkiyle, kimin parasıyla yapıyor ve günün sonunda ne olacak? Bilelim.

Ayrıca insan düşünmeden edemiyor: Bodrum’da bu tür “tarihi tesadüfler” çoğalırken; Ayvalık’ta, Erdek’te, Mudanya’da, Trabzon’da da benzer kültürel taleplerin eş zamanlı pırtlaması sadece tatlı bir denk geliş midir? “Kesin büyük plan var” deyip komplo teorisyeni olmaya gerek yok; ama “Ayy ne şirin tesadüfler!” deyip saflık makamına geçmeye de lüzum yok.

Sorgulama refleksi denilen şey, tam da bu tesadüfleri yan yana dizip: “Pardon, orada ne oluyor?” diyebilmektir.

Benim derdim ne kiliseyle, ne Patrikle, ne de turizmle…

Benim derdim şudur: Bodrum’da ne yapılıyorsa gerekçesini bilelim. Kültürel miras korunacaksa korunsun, müze yapılacaksa yapılsın. Ama öncelikler sıralaması yapılırken “ortak akıl” kavramı, kurum broşürlerinde süs olarak duran iki kelimeden ibaret kalmasın.

Sonuçta biz de son derece çok kültürlü bir halkız. Fakat hepimizin susuzluğa karşı geliştirdiği tek bir ortak kültür var:

Musluğu aç.
Bekle.
Biraz daha bekle.
Sonra pes et ve belediyeyi ara.

Bodrum’un sunduğu en gerçekçi interaktif deneyim şimdilik maalesef bu!

Maket harika.
Vizyon süper.
Fotoğraflar çok estetik.

Ama Sayın Bakan, Sayın Belediye Başkanı… Bodrum’da her canlı işin ve medeniyetin başı olan SU YOK!

Sizin otellerde, evlerde akıyor olması da bizim mahalleyi bağlamaz! Yüksek rakıma su 21. yüzyılda taşınamıyor; bize görünen vizyon bu…

Su, bilirsiniz; hemen her inançta ve kültürde en güçlü arınma sembolüdür.

Siz önce şu suyu bir getirin, altyapıyı çözün…

Olmayan yapıları var etme yönündeki o erdemli vizyonunuz, varsın suyun peşinden gelsin!

Haydi selametle…

Yazarın Diğer Yazıları