Mağara

Bugün biraz daha sert başlayalım. Dünya, yorgunuz diye bize asla “Mola verelim” demeyecek. “Biraz dinlenin, sonra devam edelim” hiç demeyecek. Dünya asla durmayacak. Ya içeriden güçleneceğiz ya da dünya bize acımayacak.

Dünya, duranların üstüne bir çarpı atıp yoluna devam ediyor. Bu yüzden en güçlü versiyonumuzu inşa etmek zorundayız.

Evet, bugün hiçbirimiz için her şey yolunda olmayabilir. Hepimizin farklı sorunları olabilir. Yorulmuş, yıpranmış olabiliriz ama bunların hiçbiri geçerli bahaneler değil.

Dün attığımız adımların devamını getirmek zorundayız. “Yapamam, beceremem, o kadar gücüm kalmadı” diye seslenen bütün muhteşem bahanelerimizi ateşe atıp yakmalıyız.

Mükemmel koşullara ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan tek şey, rahatlığa alışmış zihnimizi konfor alanından çıkarmak. Çünkü her yaktığımız bahaneyle bir parçamız yeniden doğacaktır.

Bir önceki yazımda ne demiştik?

Artık seyirci olmak yok, kendi hikâyemizi kendimiz yazacağız.

Betonun ortasında açan çiçekleri bilirsiniz. Su yok, güneş yok, alkış yok, izleyen kimse yok, çiçek açmasını bekleyen yok ama o çiçek ne yapıyor? Kendini ite ite, taşın arasından açıyor.

Biz de aynen o çiçek gibi yapacağız. Kendimizi ite ite o çiçek gibi açacağız. Kimsenin bizi tebrik etmesine, alkışlamasına gerek yok. Hatta kimsenin görmesine bile gerek yok.

Tanık olmadan, sessizce büyüyeceğiz. Gerçek değişim böyle olur.

Aklımız ne kadar çok olursa olsun, ne kadar güçlü olursak olalım, bedenimiz güçlü değilse başaramayız. O yüzden bir yandan da onu güçlendirmeye devam edeceğiz. Bunun için spor salonlarına gitmemize gerek yok. Dışarıdan itmeye, alkışa, desteğe, onaya ihtiyacımız da yok demiştik.

Gerçek değişim karanlıkta olur, kimse görmeden.

Rutin egzersizler yapacağız ama dakika dakikasına uygulayarak. Bir saniye önce bile bitirmeden. Amacımız kas yapmak değil, zihnimize savaş açmak.

Disiplin olmadan hiçbir şey inşa edemeyiz.

Bu, zihnimizin yıllardır alıştığı tembelliğe ve konfora açılmış en sert savaşımız olacak.

Daha önce de demiştik:

Bir insanın en büyük düşmanı zihnidir. Eğer onu yenemezsek asla başaramayız.

Onu bir defada, birkaç denemeyle asla yenemeyiz. Yıllardır o yönetiyor bizi. Bizi alıştırdığı bir sürü bağımlılık, rahatlık, hatta tembellik var.

Hepsini üst üste koyup öyle yeneceğiz onu. Ta ki bir gün zihin, “Pes ettim, sen kazandın” diyene kadar bize durmak yok. Belki aylarımızı, belki yıllarımızı alacak ama sonunda muhakkak kazanan biz olacağız.

Zihnimiz bizden daha güçlü değil. Biz uzun yıllardır onun bizi yönetmesine izin verdiğimiz için bizden daha güçlü görünüyor. Aslında güç onda değil, bizde.

Bunu en sert ve en sarsılmaz hâlimizle göstereceğiz ona.

Başımıza şunlar geldi, bunlar geldi; hak ettik, etmedik saçmalıklarını bırakacağız. Tekrarlayan içsel savaşlarımızla barış ilan edeceğiz. Kabullenip gereken dersleri alıp notları bir kenara yazıp devam edeceğiz.

Unutmayalım: Her şey ve herkes dikkatimizi, enerjimizi hak etmez. Bazı şeyler de içimizde yaşamayı asla hak etmez.

Kendimizi birer tapınak gibi göreceğiz.

Bizi üzen, kıran, kirleten, bizi kendimize bile düşman hâline getiren her şeyi, herkesi içimizden söküp atacağız. Tapınağı, yani kendimizi tertemiz yapacağız.

Bu arada bunları kin, nefret, intikam gibi basit duygularla yapmayacağız. İyi birer insan olup öyle yapacağız.

İyi olmadan güçlü olunmaz. Çünkü biz dış dünyamızı değil, iç dünyamızı güçlendireceğiz. Olmazsa olmaz ilk kuralımız, iyi birer insan olmaktır.

İnsanlardan ziyade önce kendimize karşı saygılı olacağız. Kararlarımızın her gün arkasında duracağız. Sıfır toleransla hem de. Tek birinde bile esneme gösterirsek zihnimize karşı başarılı olma ihtimalimiz yok.

Zihnimiz her gün bizi kararlı ve istikrarlı görürse emin olun, pes eden o olacak.

Zihin doğru ile yanlışı, faydalı ile zararlıyı ayırt edemiyor. O kendini nasıl rahat, nasıl güvende hissediyorsa, yıllardır neye alışmışsa bizi ona yönlendiriyor. Bunların çoğunluğu da bize zarar veren şeyler üstelik.

Bir şey daha var ki bu çok önemli:

Yalnızlık gizli bir silahtır.

Karanlık bir mağara gibi düşünün. O mağaraya, yani yalnızlığa yanlışlıkla girersek hemen çıkış ararız. Debelenip dururuz. Ama o mağaraya kendimizi bulmak, öz saygımızı inşa etmek için bilerek girersek mağaranın soğuğu da karanlığı da bizi etkilemez.

Orada gürültü olmadan, korku olmadan, kimsenin asla bize vermeyeceği gizli silahlarımızı bulup o mağaradan öyle çıkarız.

Biz de istesek yalnız kalmazdık. Çünkü ilişkiler konusunda tarihin en ucuz çağındayız. Ama biz bilerek o yalnızlığı tercih ediyoruz.

Ne arıyorduk?

Netlik ve güç.

Bu ikisini aldık mı bizi bir daha hiç kimse kıramaz, üzemez, yanıltamaz.

Çoğu kişi yalnızlıktan korkar çünkü yalnızlık çok gerçektir. Orada yıllardır kaçtığımız ne varsa karşımızda dimdik durur. O an karşımızda hiç kimse yoktur, sadece kendimiz vardır.

Biz insanların da en çok kaçtığı şey genelde kendimizle baş başa kalmamızdır.

Biz bunu inşa edeceğiz işte: Kendimizle baş başa kalabilmeyi öğreneceğiz.

ETİKETLER:
Yazarın Diğer Yazıları